2015 FAALİYET PROGRAMI
2013 YILIN ENLERİ
LİSANS İŞLEMLERİNDE
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

GARDAŞLARIMA SELAM OLSUN....

Yarışmada Çekici Gelen Yalnız Ödül Değildir. Diğer İnsanlarla Yarışmanın ve Onlara Üstün Gelerek Ödül Kazanmanın Verdiği Haz Asıl Motivasyonu Sağlar...
06.01.2012 / 00:00


Sevgili Güreşçi Dostlarım, Hepimiz biliyoruz ki Hayat Zorluklarla Dolu ve Daima Seçeneklerin Önümüze Sunulduğu bir Labirenttir. Bu Labirent Çok Yönlü olmakla beraber bazen İlerleyen, Bazense Duvarlara Toslanan Bir Güzergahlar silsilesidir.Aile, İş, Eğitim ve Spor Hayatımızda Bu Akışa Dahildir.Labirenti Geçmek Zeka ve Israrla Mümkündür.



Konumuza Girelim…..



Biz Neyiz?



---Sporcu([Güreş]-Sporcu,Antrenör,İdareci.)

Peki ;



---Spor Nedir?



Spor günlük hayatımızda sıkça duyduğumuz bir kelimedir. Spor, spor haberleri, spor sayfaları, spor saati, sporcular ve spor ile birlikte anılan daha bir çok tanım ve kavram…



Spor çok önemli bir olgudur. Ama ülkemiz realitesinde bu olgu maalesef çok basite alınmaktadır.    



Spor aslında dinleri, dilleri, sosyal konumları ne olursa olsun aynı kurallar içerisinde, insanların bir araya gelip, bireysel veya takım olarak yarışabildiği bir ortam yaratır..



Spor gerek yarışma bazında, gerek reaksiyon bazında, gerek sağlık bazında, gerek izleyici bazında ülke ve dünya kültürünün bir parçası olmuştur.



Sevgili Dostlarım Görüyoruz ki Spor Evrensel bir Varlık ve Çok Büyük bir Yarıştır. Biz Sporcular, Antrenörler ve İdareciler Bu Yarışın Asıl Yapı Taşlarını Oluşturmaktayız.Bu Sebepten Spor Rakiplerin Asla Tükenmeyeceği Bir Dünyadır.Daima Birileri zirveyi alır, Bir Diğeri Gelir Onun Yerini Alır.

Fakat Türkiye’mizde Akılları Kurcalayan Bir Takım Blok Taşlarının Yanlışlığındandır ki Spor içerisinde Güreş denildiğinde Bazı coğrafyalar harici Popileritesi İstenildiği, Hak Ettiği yerde Olamamıştır Hiçbir Zaman. Bununla Beraber Evrensel Camiaya Nazaran; Ülkemizde Güreş Camiası Olarak Saygınlığımızın Aslında; Dünyada  var olan Saygınlığımızdan daha düşük olduğunu Kanaatindeyim.



 Sebebine Gelince;



Sebebi, Elbette her şeyin berbat ve düzeltilemez hatalar olmadığı… Hatta ve hatta sebebi olmadığı halde bile bir kötü sonuç çıkarcasına itamda bulunmaların doğurduğu varsayımlardır. Durum Böyle Olunca; Hemen Aklıma şu Hikâye Geliyor:



Köyün birinde bir yaşlı adam varmış.  Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...  Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..  "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. 



Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.  Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.  Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.  Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...  İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.  "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.  Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.  Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı?  Bunu henüz bilmiyoruz.  Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.  Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."



Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.  Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...  Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.  Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.  Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.  "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın.  Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..



"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.  "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.  Bilinen gerçek sadece bu.  Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.  Bu daha başlangıç.  Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler... 



 Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış.  Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.  Köylüler gene gelmişler ihtiyara.  "Bir kez daha haklı çıktın" demişler.  "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak.  Oysa sana bakacak başkası da yok.  Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler.  İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.  "O kadar acele etmeyin.  Oğlum bacağını kırdı.  Gerçek bu.  Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." 



Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.  Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.  Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar.  Köyü matem sarmış.  Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.  Köylüler, gene ihtiyara gelmişler...  "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler.  "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında.  Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler.  Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...



"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.  "Oysa ne olacağını kimseler bilemez.  Bilinen bir tek gerçek var.  Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde...  Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.



Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış: "Acele karar vermeyin.  Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.  Karar; aklın durması halidir.  Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.  Buna rağmen akıl, insani daima karara zorlar.  Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insani huzursuz yapar.  Oysa gezi asla sona ermez.  Bir yol biterken yenisi başlar.  Bir kapı kapanırken, başkası açılır.  Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."



 



İşte bu Güzel hikâye Siz Fedakâr dostlarımızın ilerlediği yola benzer, Daima bir şeyler yaparsınız anlaşılmazsınız, Başarı sağlarsınız Kötü tarafından görmek isteyenler bulur bir kılıf, Ört pas etmek isteyenler bir taraftan saldırır. Benim Yazılarım Hiçbir Zaman Ötekileri Mutlu Etmeye Yönelik olmamıştır. Daima Çalışan, Türk Sporunu Ayakta ve Dimdik Tutan, Cesur Yürekli Güreş Gönüllüleriyle beraberdir. İç Karmaşadan ve Bir biriyle Çatışma halinde olanlarımız yok değil, bitmezde…



Bu olumsuzlukları bitirmek kolay değildir. Fakat Kötülerin Kendini Savunduğu kadar, Dürüstlerinde Sesini Yükseltmesi Başarıya Gidecek en büyük Adımdır. Üretken, Ürünlerinin Kalitesini ortaya koyan,  Savaşma Ruhunu Kanında Taşıyan, Başarıya Motive Olmuş Çalışkan Dostlarımıza Tavsiye, Öğüt, Akıl vermelere Hiç Gerek Duymuyorum…



 Çünkü Onlar benden iyi biliyor ki ;



‘’Yarışmada Çekici Gelen Yalnız Ödül Değildir. Diğer İnsanlarla Yarışmanın ve Onlara Üstün Gelerek Ödül Kazanmanın Verdiği Haz Asıl Motivasyonu Sağlar’’ …..



TEŞEKKÜRLER

Bu yazi toplam 1908 defa okundu
YORUMLAR
Büşra Sönmez: 
"Harikaydı"
Yazınızı okurken, sanki bir sohbet havası hissettim. Kendi iç sesim gibiydiniz. Evet spor, hayattır. Spor, hayatın içindedir. Hikayede güzeldi, tıpkı spor gibi.
29.02.2012 / 17:29
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR

PageRank Checker GÜREŞ HABERLERİNİN MERKEZİNDESİNİZ REKLAM VE TANITIMLARINIZ İÇİN İLETİŞİME GEÇİN TÜRKİYE CANIM FEDA