21 Ağustos 2017 Pazartesi
2015 FAALÄ°YET PROGRAMI
2013 YILIN ENLERÄ°
LÄ°SANS Ä°ÅžLEMLERÄ°NDE
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SARI SALTUK VE KIRKPINAR

Kırkpınar’ın ilk kurucusu Sarı Saltuk böyle bir kimse, alperendi. Şimdi, Kırkpınar’ın ikinci doğuşuna, bugün, başlangıç kabul edilen tarihi hadiseye gelelim.
31.12.2014 / 00:00


Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde, Sultan Dördüncü Murad’ın vezirleriyle yaptığı güreÅŸte, kendisinin de cazgırlık yaptığını ve bu güreÅŸte;

“Ankara’da er yatar,

Rum’da Sarı Saltuk Mehmet Buhari,

Ton giyer, tuman çeker”

duasını okuduğunu yazmaktadır.



YEDÄ° YERDE KABRÄ° VAR

Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde, Bulgaristan, Arnavutluk, Romanya, Kırım, Makedonya, Kosova, Bosna ve Polonya’da, Kırkpınar’ın ilk kurucusu Sarı Saltuk’un makam ve türbelerinin bulunduÄŸu yazmaktadır.

Sarı Saltuk’un asıl kabri, Romanya - Dobruca’daki BabadaÄŸ ÅŸehrindedir. Kabir bugün ayaktadır, ancak harabe vaziyetindedir.

Sarı Saltuk, Müslümanlar kadar, Hristiyanlar ve Yahudiler tarafından da çok sevilir, ermiÅŸ kiÅŸi kabul edilirdi. Çünkü kendisi, din, milliyet ayırt etmeden herkesin yardımına koÅŸardı.

Sarı Saltuk, ölüm döÅŸeÄŸinde talebelerine; “Evlatlarım, ben öldüÄŸümde yedi tane tabut hazırlayın. Yedi millet, benim kendilerinden olduÄŸumu söyleyerek cesedimi isterler, her isteyene verirsiniz” diye vasiyet eder.

Hakikaten de, Sarı Saltuk öldüÄŸünde yedi millet gelir, kendilerine yedi tabut verilir. Her tabutun içinde Sarı Saltuk’un cesedi vardır.

Sarı Saltuk’un bizim bildiÄŸimiz kabirleri; Romanya - BabadaÄŸ, Bulgaristan Varna - Kaligra, Bosna - Blagay, Kosova - Prizren, Kırklareli - Babaeski, Ä°znik, NiÄŸde Bor ve Tokat Sarı Saltuk Köyü’ndedir. Ayrıca sayısız yerde de makamı vardır.



Ä°ZÄ°N ALINMIÅžTIR

AraÅŸtırmalar, Noel Baba efsanesinin Sarı Saltuk’la doÄŸduÄŸunu, Noel Baba efsanesinde geçen motiflerin Saltukname kitabında Sarı Saltuk için anlatıldığını göstermektedir.

Evet, Kırkpınar’ın ilk kurucusu Sarı Saltuk böyle bir kimse, alperendi. Åžimdi, Kırkpınar’ın ikinci doÄŸuÅŸuna, bugün, baÅŸlangıç kabul edilen tarihi hadiseye gelelim.

Zaman, Osmanlı’ya Anadolu’nun dar geldiÄŸi, gözünü Ahmet Yesevi hazretlerinin iÅŸaretiyle Avrupa’ya diktiÄŸi 1350’li yıllardır. Orhan Gazi’nin ÅŸehzadesi Sultan Süleyman, Sarı Saltuk ve Ahmet Yesevi hazretlerinin menkıbeleri, Peygamber efendimizin Ä°stanbul’un fethiyle ilgili müjdesiyle büyümüÅŸtür. Avrupa’ya geçmek, Ä°stanbul’u fethetmek ateÅŸiyle yanmaktadır. Ancak, o da Ä°stanbul’un fethinin, Trakya’nın fethinden geçtiÄŸini iyi bilmektedir. Sık sık, Çanakkale BoÄŸazı’nın Anadolu yakasından Avrupa yakasını gözlemekte, karşı yakaya geçeceÄŸi günlerin hayâliyle yaÅŸamaktadır.

Åžehzade Süleyman, bir gün babası Orhan Gazi’den, “OÄŸul, vakit, saat gelmiÅŸtir, an, Rumeli’ne geçme anıdır” iznini alır. Åžehzade Süleyman ve kırk alperen arkadaşı, bugün BoÄŸaz’ın Anadolu yakasındaki Çanakkale - Lapseki kazasının Çardak Beldesi’ne gelirler. Burada, Salcı Baba’nın nezaretinde karşıya geçecekleri salı inÅŸa ederler.



KARA DA Ä°LERLEMEKTEDÄ°R

Bir mübarek gecede, karşıya geçmek üzere, sala binerler. Tam bu sırada, o yörede meczup (Allah aÅŸkıyla kendinden geçen kimse) olarak bilinen Deli Kızıl Sultan gelir ve kendisini de sala almalarını ister. Delidir diye almazlar. Yola çıktıklarında, duydukları gürültüyle geri bakarlar. Ne görsünler. Meczup, kucağına kumu doldurmuÅŸ, saçıyor, saçtığı yerde, kara Çanakkale BoÄŸazı’nın içine doÄŸru uzanıyor.

Meczubun, Allahü Teala’nın evliya kullarından olduÄŸunu anlarlar ve onu da sala alırlar. Böylece Çimpe Kalesi’nin yanında Avrupa’ya ayak basarlar ve burasını fethederler.

Mevlit yazarı Süleyman Çelebi’nin dedesi ve Orhan Gazi’nin kayınbiraderi Åžeyh Mahmud, bu geçiÅŸi, halkın hissiyatına tercüman olup ÅŸöyle dile getirmiÅŸtir:

Keramet gösterip halka,

Suya seccade salmışsın,

Yakasın Rumeli’nin,

Dest-i takva ile almışsın.



KIRKPINAR DOÄžMUÅžTUR

Halk, Åžehzade Süleyman ve arkadaÅŸlarını alperen olarak görüp,onların keramet gösterip seccade üstünde BoÄŸazı geçtiklerine inanmıştır.

Åžehzade Süleyman ve kırk yiÄŸidi, Edirne’ye doÄŸru yollarına devam ederler. Kırk alperen, fırsat buldukça, savaÅŸa hazır olmak için birbirleriyle güreÅŸ tutmaktadır. Ä°çlerinde Ali ve Selim ismindeki iki yiÄŸit, güreÅŸlerini bir türlü ayıramamış, aralarında yeniÅŸme olmamıştır.

Bugün, Yunanistan toprakları içinde kalan ve Edirne - Ortaköy yolu üzerindeki Simovina Köyü (Kırkpınar güreÅŸleri 1912 yılına kadar burada yapılmıştır) yakınındaki çayıra geldiklerinde yine güreÅŸ tutarlar. Yine güreÅŸlerini ayıramazlar. Yalnız namaz için mola verdikten sonra, güreÅŸlerine devam ederler, ay ışığında da sürdürürler ve ikisi de güreÅŸirken ölür, ÅŸehit olurlar.

ArkadaÅŸları bu iki yiÄŸidi, ÅŸehit oldukları yere defnederler ve Rumeli topraklarından fethe devam ederler. Döndüklerinde bir de bakarlar ki, arkadaÅŸlarını defnettikleri bu yerde kırk pınar fışkırmış akıyor.



KIRKPINAR DÄ°YE ANILDI

Bundan sonra, burası, “kırklar”, yani evliyalar, ÅŸehitler pınarı diye anılmaya baÅŸlanır. Söylene söylene “Kırkpınar” ÅŸekline dönüÅŸür.

1357 yılında, Åžehzade Süleyman’ın atından düÅŸerek ÅŸehit olmasından sonra bayrağı kardeÅŸi Åžehzade Murad almıştı. Åžehzade Murat, 1359 yılında babası Orhan Gazi’nin vefatıyla padiÅŸah oldu ve 1361 yılında Edirne’yi fethetti.

Edirne’nin fethinden sonra alperenler, Selim ve Ali’nin hatırasına ÅŸehit oldukları yerde güreÅŸler yapmaya baÅŸladılar. Böylelikle Kırkpınar güreÅŸleri, Sarı Saltuk’un Edirne’yi terketmesinden 57 sene sonra tekrar doÄŸdu.

Bu yazi toplam 2584 defa okundu
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR

PageRank Checker GÜREŞ HABERLERİNİN MERKEZİNDESİNİZ REKLAM VE TANITIMLARINIZ İÇİN İLETİŞİME GEÇİN TÜRKİYE CANIM FEDA