2015 FAALİYET PROGRAMI
2013 YILIN ENLERİ
LİSANS İŞLEMLERİNDE
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Türk Güreş Tarihi

Aşağıda yer alan derleme Ali Burak Toy'un Yüksek Lisans araştırma konusundan bir kısımdır. Kaynakçaların tam uzantısı için ilgili yazar ile iletişime geçiniz.
28.02.2016 / 00:00


Türk Güreş Tarihi



Güreşin Türk sporunda önemli bir yeri ve uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Güreş, Türklerde benzer sporlar (Sayokan-Türk savaş sanatı) gibi savaş hazırlığının temel hazırlığı içerisinde yer almaktaydı. Savaşa hazırlık aracı olmakla birlikte özel ve genel kutlamalarda (toy-düğün), yas (yuğ) törenlerinde, pazar alanları ve panayırlarda, yaylalara konuş ve oradan göçüşler gibi helkın topluluk halini aldığı yerlerde yapılan eğlenceler arasında yerini korumuştur. Öte yandan güreş, Türklerde sosyal, kültürel, dini, siyasi ve askeri, alanlara hitap eden özelliğinden dolayı önemli bir araç olarak kullanılmıştır. Görüldüğü gibi birçok dinamik etkiden dolayı sosyal kaynaşma noktasında önemli katkılar sunmuştur. Geçmişte kurulan hemen hemen tüm medeniyetlerin ortak özelliği olmasına rağmen güreş Türklerdeki kadar çok yönlü ele alınarak icra ettirilmemiştir (Türkmen, 2001:5-15).





Türklerde önemli bir kitleye hitap etmesi ve günlük yaşamın bir parçası olan güreşin ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Tarihin yaşayan kalıntılarına bakıldığında önemli ipuçlarına rastlanılmaktadır. Koryakların ağaç ürünlerinden yaptıkları bazı araç ve eşyalarına kazıdıkları güreşçi desenlerine rastlanılması, güreşin geçmişi hakkında önemli ipuçları verebilir. M.Ö. 13. yüzyılda yaşayan Hiyung-Nu Türk uygarlığında güreş sporu en çok icra edilen fiziksel etkinlik olduğu söylenilmektedir. Yine Sümerlerde güreş sporunun yaygın olmakla beraber güreş bayramı adı altında etkinliklerin yapılmış olacağına dair önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bu anlamda önemli bilgi de Dede Korkut destanlarında yer verildiği üzere Oğuz Türklerinde güreşin her türüne yer verildiğidir (İşler ve Alpay, 2003). Tarihi bilgi ve bulgulara bakıldığında Türklerin güreşle ne kadar içli dışlı olduğu, güreşe ne denli önem verildiği anlaşılmaktadır. Güreş bir nevi Türklerin yaşam tarz ve alışkanlığı konumunda yer alan en önemli fiziksel aktivite olmuştur.



Orta Asya’dan başlayarak bütün tarih çağlarında çeşitli uygarlıklar kurmuş olan Türklerin bütün hayatlarında sürdürmüş günlük hayatlarında her zaman en başta gelen uğraşları güreş sporu olmuştur. Orta Asya’da verimli vadilerde göl kıyılarından Kingan, Altay ve Karanlık dağlarında ve yamaçlarında hayatlarını sürdüren eski Türklerin çoğunun güreşi bildiği ve uğraştığı bilinmektedir. Yerleşik yerlerde gelenekleri devam ettiren Türkler, kültür değerlerine önem vermiş ve yaşatmış, bununla beraber güreşide muhafaza ederek günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır (Gürsoy, 1996:9).



Gerek iklim gerekse yöresel özellikler ve gerekse yerleşilen yöredeki eski uygarlıkların etkisi ile kültür değişiminin olması tabidir. Bu değişim birçok değerlerimizde olduğu gibi güreşimizde de etkisini göstermiştir. Değişik yöresel özellikler güreşimizin çeşitlilik kazanmasına neden olmuştur (Keskin, 1978:7-8).



Bir varsayıma göre Romalılara güreş Etrüsklerden geçmiş, Yunanlılar da Etrüsklerden faydalanmıştır. Etrüskler, Anavatandan ayrılıp Avrupaya şimdili İtalya yarım adasında yerleşik düzene geçmişlerdir. Yüksek medeniyete sahip Orta Asyalı Etrüsklerin, kendileri ile iletişim kuran yunanlılara güreşi öğrettikten sonra Romalılara da bu dönemde aktarılmış olması varsayımı önem taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında günümüz grekoromen stil güreşi o tarihlerde şekillenerek dünya tarafından tanınan ve medeniyetle birlikte ilerlemiş modern bir spor olmuşu bir nevi Etrüsk kabilesinin zamanında aktarımıyla olmuştur (Gümüş, 1988:5). Avrupa’da XVIII. Asrın sonunda ve XIX. asrın başlarında, grekoromen güreşine ilginin daha da artmıştır. Rum menajerler Türk güreşçileri ile anlaşarak Fransa, Amerika ve İngiltere’de büyük güreş duelloları tertip ederlerdi. Bu gösterilerde bir çok yabancı menajer Türk güreşçilerinin başarılı olmalarından dolayı çok para kazanmışlardır. Türkler tarafından önemsenerek icra edilen güreş sporu, Türklerin İslam dinine geçmesi ile dini ve milli spor dalı olarak önemini sürdürmüştür. Bu anlamda incelendiğinde günümüze kadar devam ettirilen geleneksel güreşlerin dualarında pehlivanların piri olarak Hz. Hamza’nın ismi anılmaktadır (Gürsoy, 1996:9).



Selçuklular, Orta Asya Türk kültürünü ve Fars kültürünü, İslami kurallarla birleştirerek yeni bir Selçuklu kültürü yaratmışlardı. Güreş de bu kültür değişikliğinden etkilendi. Güreş yapılırken uygulanan eski Şamanizm kuralları terk edilerek Farslıların zor hanelerinde uyguladıkları kurallara benzer kurallar uygulanmaya başlamış, güreş tekkeleri açılmış ve güreşçiye “pehlivan” güreşe de “Küşti” denilerek saray kuruluşuna alınmıştı. Bu kuralların başında kispet giyinmek, dua okumak, Hz. Muhammed’in (s.a.v) ve Hz. Ali’nin adını anmak bir ritüeldi (Kahraman, 1995:731).



Osmanlı sultanlarından I. Murat Edirne’yi fethi ile orada bir pehlivanlar tekkesi inşa ettirmiştir. Yine Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethiyle birlikte orada bir pehlivan tekkesi inşa ettirmiştir. Döneminin en meşhur ve büyük güreş tekkesi İstanbul’da zeyrek yokuşunda yer almaktaydı. İstanbul’da yer alan bir diğer bir güreş tekkesi de “Pehlivan Suca Tekkesi”dir. Osmanlı dönemi tekkeleri güreş sporunun teşkilatlanma birimini olmuştur (Arıpınar,1966: 70). Dolayısıyla günümüz güreş federasyonunun işlevini Osmanlı döneminde tekke teşkilatlanmalarının oluşturduğu anlaşılmaktadır.



Osmanlı Türklerinde güreş iki stilde yapılmaktaydı. Anadolu tarafında “Karakucak güreş”, Rumelinde “Yağlı güreş” yapılmaktaydı. Türk karakucak güreşi Avrupalıların serbest güreşiyle çok benzerlik içermektedir. Karakucak güreşi, Mançurya, Yakut Türkleri, Moğolistan, Doğu ve Batı Türkistan, Kafkasya, Anadolu, Kırım ve Kazak Türkleri tarafından yüzyıllar boyu yapıla gelmiştir. Yağlı güreş ise Rumeli denilen Trakya ve Balkanlardan yayıldığı bilinmektedir. Yağlı güreş ve karakucak güreşleri ülkemizde geleneksel olarak yapılmaktadır (Ilgın, 1996:2).



Ülkemizde güreşin en önemli otantik organizasyonu olan “Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri” tam 653. Yıl boyunca devam etmektedir. Bu organizasyon Dünya güreş tarihinin en uzun süreli organizasyonu niteliğindedir. Ülkemizde ata sporu olarak bilinen ve olimpiyatlardan sonra en eski spor etkinliği olarak bilinen “Kırkpınar Yağlı Güreşleri” ve diğer yağlı güreş organizasyonları ulusal ve son zamanlarda da uluslararası medya unsurlarınca izlenmekte ve takip edilmektedir.



Kırkpınar Yağlı Güreşleri, 2010 yılında Unesco tarafından “İnsanlığın somut olmayan kültür mirası” listesine dahil edilmesiyle birlikte Türk spor kültürü ve tarihi evrensel manada önemli bir kazanım elde etti.



Türklerin Güreş tarihi genel literatür taraması yapıldığın 3 kısımda ele alındığı görülmektedir. Bunlar;

1. I.Devre: XIX. Yüzyılın başına kadar gelen eski tarihi dokümanlarda yer alan kısım.

2. II.Devre: XIX yüzyılın başından Koca Yusuf’lu dönemlere kadar (1820-1890) geçmiş ve söylentiler üzerine bilinen kısım.

3. III.Devre: Koca Yusuf’tan günümüze kadar belgelerle kayıt altında tutulan kısımdır.



Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’da ve Edirne’de güreş tekkeleri yaptırdığı ve bu tekkelerde 300-350 civarı güreşçiye istihdam sağlandığı söylenmektedir. Yine Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdülaziz’in IV.Murat’ın saltanatı döneminde ünlü Kırkpınar güreşlerinde başarılı pehlivanları saraya yerleştirip buralarda güreş çalıştırmalarına olanak tanımıştır.



Güreş üzerinde önemli bir değer olan Güreş tekkeleri, yağlı güreşin kuralları, tekniklerin isimleri Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi”nde geniş olarak yer verilmiştir. Hatta Çelebi göre yağlı güreşin ilk başlarda yağlı mermer zeminde yapıldığı sonraları çayır üzerinde yapılmaya başladığını kayıt altına almıştır (Gürsoy, 1996:10).



Türkiye’ye Modern anlamda güreş 20.y.y. başlarında alafranga güreş olarak geldi, İstanbul Beşiktaş Osmanlı Jimnastik kulübü (BJK) ilk güreş branşını bünyesine katan takım oldu. 1903 yılında Türkiye İdman cemiyeti ittifakı bünyesinde yer alan güreş 1923 yılında Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü başkanı Ahmet Fetgari Aşeni ve Selim Bey tarafından Türkiye Güreş Federasyonu’nun kurulmasıyla ülkemizde güreş yeni bir boyut kazandı. Minder güreşine ilgi gösteren Fenerbahçe, Beşiktaş, Üsküdar, Anadolu, Kumkapı ve Haliç Fener kulüplerinde yer alan Türk güreşçilerin bireysel çabaları, minder güreşinin gelişmesinde rol oynamıştır. Ahmet Fetgeri, Kemal Türel, Tıbbiyeli Sami, Azhar Kazancı, Dr. Emin Şükrü Kurt, Ressam Acar, Mızıkacı Danyal, Mehmet Ali Fetgeri, M. Hami Karayel, Hattat Şevket, Cemal Sek, Seyfi Cenap Berksoy, Dürrü Sade, Vehbi Emre, Celal Davut Arıbal, İlhami Polater, minder güreşine öncülük eden Türk güreşçiler olmuştur (Tarhan, 2011:113).





Yine bu tarihte, Türkiye Güreş Federasyonu tarafından modern güreş kurallarını, serbest ve grekoromen stil güreşin tekniklerini öğrenmek üzere yurt dışından Joers aldı Fransız’ı, Finlandiyalı Onni Pellienen ve Macar Peter’i Antrenör olarak getirilmiştir. Uluslar arası güreşlere hazırlık yapmışlardır. Özellikle Türk kültürümüzün parçası olan karakucak güreşiyle serbest stil, minder güreşinin yakınlığı ve Türk gençlerinin kabiliyetleri sayesinde özellikle serbest stil güreşte önemli dereceler elde edilmiştir. 1928 Amsterdam olimpiyatlarında 79 kiloda güreşçimiz Tayyar Yalaz 4. olarak olimpiyat tarihine geçmiştir, Saim Arıkan 8., Çoban Mehmet ile Nuri Baytorun 6. olmuşlardır. Bundan sonra Türk takımı: 1932, 1933, 1934, 1935, 1937 ve 1940 yıllarında Balkan şampiyonlukları almıştır. 1936 yılında yapılan Berlin olimpiyatlarında 79 kiloda yarışan güreşçimiz Mersinli Ahmet Kireççi serbest stilde güreşerek sıkletinde bronz madalya kazanmıştır. Bu madalya Türk sporunun kazandığı ilk olimpiyat madalyası olmuştur. Serbest stilden bir gün sonra 61 kilo güreşçimiz Yaşar Erkan grekoromen stilde güreşerek 1. olmuştur. Kazanmış olduğu bu altın madalya ile Türkiye’nin ilk olimpiyat şampiyonu olan sporcusu unvanını kazanmıştır. Bu dönemde minder güreşinin başlaması ve hızla yayılması, Atatürk’ün güreşi çok sevmesi, bir sebep olarak gösterilmektedir. Atatürk’ün vefatı ile İsmet İnönü’nün döneminin başlaması “2. dünya savaşının çıkması uluslararası güreş organizasyonların azalmasına sebep olmuştur. Bundan dolayı 1940 ve 1944 olimpiyat oyunları bu yüzden yapılamamıştır. 1948 Londra olimpiyatlarında ise 2. Dünya savaşından çıkmış ülkelerin katılımıyla yapılmıştır. Türkiye serbest stilde 4, grekoromen stilde 2 altın madalya almış, takım sıralamasında İsveç’ten sonra 26,33 puanla 2. olarak Türk insanının güreşte ne kadar hünerli olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Türkiye bir diğer önemli başarısını da 1960 Roma olimpiyatlarında elde etmiştir. Roma’da Serbest stil güreşçileri 4, grekoromen stil güreşçileri 3 altın madalya kazanarak Sovyetlerin ardından yine takım halinde 2. olmuştur. 1950 yılında başlayan Dünya şampiyonluklarındaki başarı derecelerde 1970 yılına kadar sürmüştür fakat 1972 yılında başlayarak anlamlı bir düşüş görülmektedir. Türk takımı önceki çalışmalardan daha yoğun bir süreçte çalışmalarını devam ettirmesine rağmen, FILA ( yeni adı ile UWW-Dünya Güreş Birliği) tarafından yeni kurallara gidilmesi, var olan kurallar üzerine değişiklikler getirmesi Türk güreşçilerin güreşe adapte olamamalarına sebebiyet vermiştir (Tarhan, 2011:105; Gürsoy, 1996:11).

Bu yazi toplam 1759 defa okundu
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR

PageRank Checker GÜREŞ HABERLERİNİN MERKEZİNDESİNİZ REKLAM VE TANITIMLARINIZ İÇİN İLETİŞİME GEÇİN TÜRKİYE CANIM FEDA